TTK / ŞİRKETLER HUKUKU DANIŞMANLIĞI KAPSAMINDAKİ HİZMETLERİMİZ

 Türk Ticaret Kanunu ve şirketler hukukuna yönelik olarak üç farklı alanda danışmanlık hizmeti sunuyoruz. Daha detaylı bilgiye ulaşmak için lütfen ilgili hizmet başlığını tıklayınız.

Ticaret Sicil İşlemleri

Ticaret sicil işlemleri kapsamında sunduğumuz danışmanlık hizmetleri aşağıda sunulmuştur.

i- Ticari işletmeler ile ticaret şirketlerinin, bunların şubelerinin ve merkezi yurt dışında bulunan şirketlerin Türkiye şubelerinin kuruluş işlemlerinin yapılması, kuruluşu izne tabi şirketlerde gerekli izinlerin alınması işlemleri,

ii- Türkiye genelinde ticari işletme ve şirketlerin tür değişikliği işlemleri, kolaylaşmış usulde ve normal birleşme işlemleri, kısmi ve tam bölünme işlemleri,

iii- Sermaye artırımı ve sermaye azaltımı işlemleri ile eş zamanlı sermaye azaltım ve artırımı işlemleri,

iv- Borca batık şirketlerde birleşme, sermaye artırım ve azaltım işlemleri

v- Kuruluştan şirketlerin tasfiye kapanışına kadar tescili gerekli işlemlerden tasfiyeden dönüş, yönetim kurulu iç yönergesi, temsil, görev dağılımı kararları, 198. madde bildirimleri, imtiyazlı pay oluşumu, tek ortak bildirimi, rüçhan hakkı kullanımı ve kısıtlaması, ıskat, ortaklıktan çıkarma, her türlü sözleşme tadili ve benzeri işlemlerin evraklarının hazırlanması ve tescillerinin ilgili müdürlüklerde tamamlanması işlemleri mevzuata ve uygulamaya hakim uzman ekibimizce hızlı ve güvenilir şekilde gerçekleştirilmektedir.

vi- Şirketlerin iç ilişkilerinde ortaklar arasında karşılaşılan sorunların mevzuata uygun şekilde çözümü için alternatif öneriler sunulmaktadır.

Uzman Görüşü

Hukuk sistemimizde yeni olan ve yavaş yavaş tarafların iddia ve savunmalarına yön veren uzman görüşü konusunda deneyimli ekibimizle hizmet veriyoruz. Bu kapsamda, şirketler hukuku alanında şirketin yönetimi, temsili, genel kurulları ve alınan kararların mevzuata uygunluğu gibi konularda uzman görüşü sunmaktayız.

Bilindiği üzere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre “UZMAN GÖRÜŞÜ” bir delil türüdür. Kanun tanık gibi, keşif gibi, bilirkişi gibi “uzman görüşü” adı altında yeni bir delil türü kabul etmiştir. Kanun’un 293 üncü maddesinde düzenlenen “uzman görüşü” adlı bu hüküm, hukukumuza yeni bir müessese olarak girmiştir. Madde hükmüne göre; “Taraflar, dava konusu olayla ilgili olarak, uzmanından bilimsel mütalâa alabilmektedirler. Buna göre UZMAN GÖRÜŞÜ, “davacı ve davalı tarafın mahkeme önünde bilirkişi dışında uzmanından bilimsel nitelikli görüş alarak ve bu görüşleri bir rapor halinde düzenlettirerek iddia ve savunmalarını güçlendirdikleri ve ispata çalıştıkları hukuksal bir belgedir.

Yasaya göre uzman görüşü alabilmek için taraflara ayrıca süre verilemez ve yargılama ertelenemez. Yasada açık bir hüküm olmamakla beraber taraflar yargılamanın her aşamasında UZMAN GÖRÜŞÜ’ne başvurabilirler.

Uygulayıcılar, hukuk büroları, avukatlar, işçiler, işverenler ve kurumlar gerek dava açılmadan önce, gerekse dava açıldıktan sonra, hatta davada bilirkişi raporu alındıktan sonra bile UZMAN GÖRÜŞÜ almak için başvurabilirler.

Özetle, dosyaya ibraz edilen uzman görüşü ile bilirkişi raporunun ciddi şekilde çelişkiler içermesi halinde, Yargının bu çelişkiyi dikkate almayıp davaya yeni bir bilirkişi ataması yapmadan, yani uzman görüşü doğrultusunda yeni bir bilirkişi görüşü almadan, dosyayı karara bağlaması Yargıtay nezdinde davanın bozulmasına neden olmaktadır.

 

Şirket İle Ortaklar Arasındaki Uyuşmazlıklar Ve Çözüm Yolları

Ticaret şirketleri, yükümlülüklerini tam ve zamanında yerine getiren pay sahipleriyle faaliyetlerini gerçekleştirirler. Benzer bir şekilde pay sahipleri de haklarını etkin olarak kullanabildikleri ölçüde şirketle ortaklık ilişkisini devam ettirirler. Bu çerçevede ticaret şirketlerinde pay sahipliğine bağlı hakların ve yükümlülüklerin taraflarca bilinmesi ortaklık ilişkilerinin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi için önem arz etmektedir.

Ticaret şirketlerinde; genel kurula katılma, rüçhan hakkının kullanılması, imtiyazlı paylar, pay devri, pay devrinin sınırlandırılması ile bu şirketlerde kendi payların iktisap edilmesi hususu sıklıkla sorulan soruların başında gelmektedir.

Pay sahipleri haklarını etkin olarak kullanabildiği şirketlerle ortaklık ilişkisini devam ettirmek isterlerken, şirketler de yükümlülüklerine riayet eden pay sahipleriyle varlıklarını idame ettirebilirler. Şirket ve pay sahipleri arasındaki bu karşılıklı haklar ve yükümlülükler sisteminin yasal çerçevesi ise 6102 sayılı Kanunda çizilmiştir.

Kanunda haklar, bireysel haklar, azlık hakları ve çoğunluk hakları olarak tasnif edilmektedir. Bireysel haklar, tek bir pay sahibinin bizzat kullanabildiği ve talep edebildiği haklardır. Azlık hakları ise şirket sermayesinin en az onda birine (halka açık şirketlerde %5) sahip olan pay sahiplerinin sahip olduğu haklardır. Azlık hakları olumlu ve olumsuz azlık hakları olarak ikiye ayrılmaktadır. Olumlu azlık hakları, azlık oluşturan pay sahiplerine kanunun tanıdığı haklar çerçevesinde genel kurulu toplantıya çağırma, toplantı gündemine konu ekletme gibi somut bir talepte bulunma imkânı vermektedir. Olumsuz azlık hakları ise, genel kurulda azlığın olumsuz oy kullanarak kararın oluşmasına engel olduğu haklardır. Çoğunluk hakları ise bireysel ve azlık hakları dışında kalan, kanun ve esas sözleşmede yazılı adi veya ağırlaştırılmış çoğunlukla ya da oy birliği ile değerlendirilebilen haklardır.

Kanunda veya sözleşmede öngörülen pay sahipliğine bağlı haklar katılma ve malvarlığı hakları ile aydınlatıcı ve koruyucu haklar şeklinde içerik ve işlevine göre bir ayrıma tabi tutulmaktadır. Bu kapsamda, genel kurula katılma ve oy hakkı “katılma hakkı”; kâr payı, tasfiye payı, hazırlık dönemi faizi ve rüçhan hakkı “malvarlığı hakkı”; bilgi alma ve inceleme ile özel denetim isteme hakları “aydınlatıcı haklar”; genel kurul ve yönetim kurulu kararlarının hükümsüzlüğüne ilişkin dava hakları, şirketin feshini isteme ve şirketten çıkma hakkı, bağımsız denetçinin atanmasına ilişkin talep hakkı “koruyucu haklar” olarak tasnif edilmektedir.

Pay sahiplerinin, kendilerine kanunen veya sözleşme ile tanınmış haklarını bilinçli ve etkin kullanabilmeleri için şirketin faaliyetleri ve bu faaliyetler neticesinde oluşan finansal durumu hakkında bilgi sahibi olmaları gerekmektedir. Soru sormaya dayanan bilgi alma hakkı, talebe bağlı izin neticesinde şirket defterlerini ve belgelerini inceleme hakkı, bilgi alma ve inceleme talebinin reddi halinde mahkemeye müracaat imkânı oluşturur.

Pay sahiplerinin, bilgi alma ve inceleme hakkının devamı niteliğinde olan ve şirketin yönetimi ve faaliyetleriyle ilgili belirli olaylar hakkında aydınlatıcı bilgiler almasına imkân veren özel denetim isteme hakkı bulunmaktadır.

Yukarıda ana hatları ile pay sahiplerinin hakları ortaya konulmuş olup, pay sahiplerinin kanundan ve/veya sözleşmeden doğan haklarının etkin bir şekilde kullanılması ile şirket ile pay sahipleri arasında çıkan anlaşmazlıklar yahut pay sahipleri arasında ortaya çıkabilecek sorunların giderilmesi hususunda uzman ekibimiz ile alternatif çözüm önerileri ile birlikte yanınızda olduğumuzu bilmenizi isteriz.

Test

Form Gönderimi

Tamam